40 Yaş Sendromu mu, Yoksa Hayatın Fragmanı Yeni mi Başlıyor?
Eskiden 40 yaş denince aklımıza ne gelirdi? Emekliliğe göz kırpan insanlar, diz ağrıları ve "Bizim zamanımızda..." diye başlayan cümleler…
Şimdi ise durum biraz farklı.
40 yaşına gelen biri sabah sporunu yapıyor, öğleden sonra İngilizce çalışıyor, akşam da "Ben yazılım öğrenmeye karar verdim." diye paylaşım yapıyor. Ertesi gün de maraton koşusuna kayıt yaptırıyor. İnsan şaşırıyor: “Bu enerji bana 20 yaşımda neden gelmedi?”
Belki de hayatın en büyük şakası burada…Gençken zamanımız var ama aklımız yok. Yaş ilerleyince aklımız geliyor ama bu kez "Acaba geç mi kaldım?" diye düşünüyoruz. Oysa geç kalmak diye bir şey yok. Asıl geç kalmak; yaşarken yaşamayı ertelemek…
Son zamanlarda sosyal medyada sıkça karşıma çıkan bir liste var:
Kas yapmak.
Yeni bir çevre edinmek.
Para biriktirmeyi öğrenmek.
Disiplinli yaşamak.
"Hayır." diyebilmek.
Şehir hatta ülke değiştirmek.
Yeni bir işe başlamak.
Kendine olan saygını yeniden kazanmak…
Listeyi okuyunca düşündüm.
Bunların hangisinin üzerinde "Sadece 20 yaşındakiler içindir." yazıyor?
Hiçbirinin…
Hayat kimlik sormuyor.
İnsan bazen 25 yaşında pes ediyor, bazen de 55 yaşında yeniden doğuyor.
Benim için bunun en güzel örneği spor oldu. İtiraf edeyim; spor yapmaya başladıktan sonra anladım ki mutluluk bazen çok pahalı şeylerde değil, yürüyüş ayakkabısının içinde saklıymış.
Vücut hareket ettikçe sanki bütün mutsuzluklar ter olup akıyor. Bilim insanları buna mutluluk hormonu diyor, ben ise "Beynin ücretsiz tatili" diyorum. Spor yaptıktan sonra aynaya bakıyorum. Kaslar hâlâ Hollywood seviyesinde değil ama en azından merdiven çıkarken nefes nefese kalmıyorum. Bu da bir gelişmedir!
Üstelik spor sadece bedeni değil, zihni de çalıştırıyor. Daha pozitif düşünüyor, daha güçlü hissediyor ve "Ben yapamam." cümlesini yavaş yavaş hayatımızdan çıkarıyoruz.
Belki de 40 yaş sendromu diye bir şey yoktur. Belki de o yaşlarda ilk kez gerçekten kendimizi dinlemeye başlıyoruz. Başkalarını mutlu etmekten vazgeçip kendimize yatırım yapıyoruz.
İlk kez "Hayır." demeyi öğreniyoruz. İlk kez sağlığımızın, zamanımızın ve sevdiklerimizin kıymetini anlıyoruz.
Yani mesele yaş almak değil… Mesele farkına varmak. Çünkü hayat, doğduğumuz gün değil; yaşamaya karar verdiğimiz gün başlıyor.
O yüzden takvim yapraklarına küsmenin de doğum günü pastasındaki mumları saymanın da pek anlamı yok. Mumlar çoğalabilir… Ama içimizdeki umut sönmediği sürece hayat bize her sabah yeni bir sayfa açıyor.
Ve son bir tavsiye… Yaşınızı gizlemek yerine hayallerinizi büyütün. Çünkü nüfus cüzdanındaki rakam sadece devleti ilgilendirir.
Hayat ise hâlâ sizinle ilgili planlar yapmaya devam ediyor. 😊
