İyiliğin de Bir Karşılığı mı Olmalı?
“İyilik yap, denize at.”
Bir zamanlar hayatın en güzel öğütlerinden biriydi bu söz. Bugün ise insan ilişkilerine baktığımızda, iyiliğin bile bir karşılığı olduğunu düşündüğümüz bir dönemde yaşıyoruz.
Birine yardım ediyoruz; hatırlanmayı bekliyoruz. Birinin yanında oluyoruz; zor günümüzde onun da yanımızda olmasını istiyoruz. Bir iyilik yapıyoruz; bilinmesini, görülmesini istiyoruz.
Peki ne oldu bize?
Hayatın zorlukları mı bizi değiştirdi, yoksa defalarca hayal kırıklığına uğramak mı öğretti bize hesap yapmayı? Belki de insanlar kötüleşmedi. Sadece güvenmekten yoruldu.
Ama yine de bir yerlerde, kimsenin görmediği bir iyilik yapılmaya devam ediyor. Bir yabancının elinden tutuluyor. Bir yaşlının yükü taşınıyor. Bir çocuğun başı okşanıyor. Bir insan, hiçbir karşılık beklemeden başka bir insanın hayatına dokunuyor.
İşte gerçek iyilik tam da budur:
Kimsenin bilmesine gerek olmadığı hâlde iyi kalabilmek. Çünkü iyilik; alkış almak, teşekkür edilmek ya da karşılığını görmek için yapılmaz. İyilik, insan olduğumuz için yapılır. Belki yaptığımız iyilik bize geri dönmez. Ama bir gün, hiç tanımadığımız birinin başka bir insana yaptığı iyiliğin sebebi olabilir. Ve belki de bugün dünyayı değiştirmek için ihtiyacımız olan en büyük şey budur:
Birbirimize yeniden insan gibi davranmak. Çünkü bazı iyilikler sahibine dönmez. Ama insanlığa mutlaka iz bırakır.
Karşılıksız iyilik yapın. Çünkü insanın başkasına verdiği en güzel şey, bazen kendi içinde bıraktığı huzurdur. Ve o huzurun verdiği mutluluğun tarifi yoktur.
