Sol Dikey Reklam Alanı Genişlik: 160px Yükseklik: 600px
Sağ Dikey Reklam Alanı Genişlik: 160px Yükseklik: 600px
16 Nisan 2026
Güney Ege’nin Tarafsız Sesi: Muğla, Aydın, Denizli

Köyceğiz’de Unutmak mı, Arınmak mı?

YAYINLAMA:
Köyceğiz’de Unutmak mı, Arınmak mı?

Bazen bir köşe başında durup kendimize soruyoruz: "Sahi, az önce ne yapacaktım?" Ya da karşıdan gelen tanıdık bir yüze bakıp içimizden o meşhur soruyu geçiriyoruz: “Sen kimdin, kimlerdendin?”

​Büyükşehirlerin gürültüsünden, koşturmacasından kaçıp Köyceğiz’in sakinliğine sığınanlar bilir; burada saatler başka türlü döner. O metropollerin "her şeye yetişme" telaşı, yerini göl kenarındaki sığla ağaçlarının hışırtısına bıraktığında, zihnimizdeki o katı kayıt cihazı da sanki vites küçültür. Merkezi yerlerin o hırçın temposu bizi her an tetikte tutarken, buranın dinginliği bazen zihnimize tatlı bir sis perdesi indiriyor.

​Küçük Yerin Büyük Hafızası (veya Hafızasızlığı)

​Aslında bu bir "hastalık" değil, Köyceğiz’in bize sunduğu bir lütuf. Büyük şehirlerde insanın beyni; trafik ışıkları, e-postalar ve bitmek bilmeyen randevularla öylesine doludur ki, unutmak bir lüks haline gelir. Ama burada, bir fincan kahvenin hatırı ya da gölün üzerindeki o turuncu gün batımı, dünün dertlerini de, yarının planlarını da bir anda silebilir.

​Peki, neden bu kadar çabuk unutuyoruz?

Belki de hayat burada daha "insan ölçeğinde" olduğu içindir. Bir şeyi gözümüzde büyütmemiz de bundan. Başka yerlerde bir "mesele" olan şeyler, burada dünyanın merkezi haline gelebilir. Bir dostun selam vermeyişi, pazarın o günkü bereketi ya da bir sokak hayvanının bakışı; hepsi hayatın ta kendisi olur.

​Kimlerdendin Sahi?

​"Kimlerdendin?" sorusu, aslında bir yabancılaşmanın değil, köklere dönme isteğinin bir yansımasıdır. Kimliğimizi unvanlarımızdan, diplomalarımızdan veya yaptığımız işlerden sıyırıp; sadece o anki varlığımızla kabul gördüğümüz bir yerdir Köyceğiz. Hafızamız bizi yanıltabilir, isimleri karıştırabiliriz ama hissettiğimiz o huzur hep tazedir.

​Belki de Köyceğiz’de unutkan olmak, aslında gereksiz olan her şeyi geride bırakmaktır. Zihin, bu sakinlikte yorulmayı reddeder. "Hangi gün?" diye sormak yerine, "Bugün göl ne kadar güzel?" demeyi tercih eder.

​Sonuçta, her şeyi hatırlayıp huzursuz olmaktansa, biraz unutkan olup sakin kalmak; Köyceğiz’in bize sunduğu en güzel reçete değil mi?

Hafızanın Tatlı Oyunu

​Köyceğiz Gölü’nün kıyısında, güneşin batışına nazır bir akşamüstüydü. Zamanın durduğu, sadece kuş sesleri ve dalgaların mırıltısının duyulduğu o anlardan biri. İki dost, Ahmet ve Mustafa, her zamanki köşelerinde, taze demlenmiş çaylarını yudumluyorlardı.

​Ahmet, kafasını hafifçe kaşıyarak, sanki bulutların arasından bir anı yakalamaya çalışır gibi, “Sahi, Mustafa,” dedi, “hatırlıyor musun? Şu karşıki dağın eteğindeki zeytinlikte bir amca vardı, hani adı…” Bir an durakladı. Gözleri boşluğa daldı.

​Mustafa, çayından koca bir yudum alıp gülümsedi. “Hah, hatırlıyorum! Adını mı unutuyorsun?”

​Ahmet, “Tamam işte, o amcanın adı…” Bir daha düşündü. Yok, bir türlü gelmiyordu. “Ya neydi adı? Bir ara sormuştu da… Bizim köyden değildi galiba.”

​Mustafa, “Hasan’dı galiba, ya da Hüseyin. Amma velakin, o amca buraya geleli on sene oldu, biz her gün buradayız, yine de ismini tam hatırlayamıyoruz.”

​Ahmet, “Ne bileyim, Köyceğiz burası. Herkes birbirini tanır sanıyor insan.”

​Mustafa, “Olsun be, Ahmet,” dedi, “isimler unutulsa ne olur? Gönüller bir ya. İşte bak, güneş batıyor, çayımız var, gölümüz var. Gerisi laf-ı güzaf.”

​İki dost, o akşamüstü, isimlerin değil, o anın tadını çıkarmanın daha önemli olduğunu anladılar. Köyceğiz, sadece gölüyle değil, bu unutulmuş anları, samimi sohbetleri ve huzur dolu akşamlarıyla da akıllarda kalacaktı.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *