Muğla’nın Kaybolan Günleri
Muğla’nın o dar, begonvil kokulu sokaklarında yürürken, eskiden gölgeler bile birbirine değerdi. Bir evin mutfağından çıkan tarhana kokusu yan komşunun iştahını açar, o koku hemen bir kâse ikramla taçlanırdı. Televizyonun tek kanal olduğu, maçların mahalle kahvesinde tek yürek izlendiği, ekmeğin bölünerek çoğaldığı o günlerden bugünlere ne değişti?
Şimdilerde ise o samimiyetin yerini tuhaf bir şüphe aldı. Biri bir şey ikram ettiğinde içten bir "Teşekkür ederim"den önce zihnimizde o soğuk soru beliriyor: “Acaba benden ne isteyecek?”
Şehirleşen Ruhlar, Yalnızlaşan Yuvalar
Muğla, doğasıyla olduğu kadar insanıyla da bir "dayanışma kalesi"ydi. Ancak son yıllarda yaşanan hızlı değişim, sadece binaları değil, içimizdeki o görünmez bağları da sarstı. Küçük yerlerin o en büyük gücü olan "herkesin birbirini bilmesi", artık bir güvenlik ağı değil, bir "yük" gibi algılanmaya başlandı.
Boşanma oranlarındaki artışın arkasında sadece ekonomik sebepler yok. Eskiden bir sorun olduğunda aile büyükleri, komşular bir araya gelir, o yuvayı ayakta tutmak için omuz verirdi. Şimdi ise herkes kendi kalesinin içinde, sadece kendi ekranına bakıyor. Saygı ve sevgi, yerini "tahammülsüzlüğe" bıraktı. Paylaşılmayan dertler, içte biriktikçe büyüyor ve en sonunda en küçük rüzgârda koca yuvaları yıkıyor.
Bir Selam Çok mu Zor?
Sokakta karşılaştığımız birine verdiğimiz selam, aslında ona verdiğimiz bir "Güvendeyim, güvendesin" mesajıdır. Bugün selamın azalması, birbirimize olan güvenimizin azaldığının en çarpıcı kanıtı. Oysa bu toprakların mayasında imece vardır, el birliği vardır. Birinin derdi hepimizin derdiydi; şimdi ise "Aman, tadımız kaçmasın" diyerek kafamızı çeviriyoruz.
Yeniden "Biz" Olmak Mümkün mü?
Kadınıyla, erkeğiyle, genciyle ve yaşlısıyla hepimiz aynı özlemin içindeyiz: Anlaşılmak ve değerli hissetmek. Bir kadının evdeki emeğinin, bir erkeğin dışarıdaki mücadelesinin fark edildiği, "Nasılsın?" sorusunun altının dolu olduğu o günlere dönmek aslında çok zor değil.
Belki de ilk adımı biz atmalıyız. Karşılık beklemeden bir tabak yemek uzatmalı, yolda gördüğümüz komşumuza "Nereden bir çıkarı var?" diye düşünmesine fırsat vermeden içten bir selam vermeliyiz. Çünkü Muğla, sadece deniziyle ya da dağıyla değil; paylaşılan bir dilim ekmekle, içilen yorgunluk kahvesiyle ve o hiç bitmeyen komşu sohbetleriyle "Muğla"dır.
Gelin, kapılarımızı değil, kalplerimizi biraz daha aralayalım. Çünkü biz bir aradayken daha güzeliz.
