Sol Dikey Reklam Alanı Genişlik: 160px Yükseklik: 600px
Sağ Dikey Reklam Alanı Genişlik: 160px Yükseklik: 600px
Güney Ege’nin Tarafsız Sesi: Muğla, Aydın, Denizli

Muğla’da Hayat Neden Daha Sakin?

YAYINLAMA:
yazar
İngilizce Öğretmeni
Tüm Yazıları
google news
Muğla’da Hayat Neden Daha Sakin?

Toprağa Dokunmak Ruhuna İyi Gelir

Derler ki, toprağa bas. Vücudundaki negatif elektrik gitsin, sakinleş, arın, stresini at… Belki bilimsel açıklamaları bir yana bırakıp sadece insanın kendisine sorması gereken bir soru vardır: Ne zamandır toprağa gerçekten dokunuyoruz?

Ben bu soruyu Muğla’da yaşamaya başladıktan sonra daha fazla düşünmeye başladım.

Burada insanların neden daha rahat, daha huzurlu ve daha sakin göründüğünü zamanla fark etmeye başladım. Elbette bunun birçok nedeni olabilir. Deniz, güneş, temiz hava, doğa, yaşamın daha yavaş akması… Ama bence bunların arasında gözden kaçırdığımız başka bir şey daha var: Toprak.

Muğla’nın birçok yerinde insanlar hâlâ tarımla uğraşıyor. Bahçelerinde sebze yetiştiriyor, meyve ağaçlarıyla ilgileniyor, tarlalarını ekiyor, biçiyor, sabah kalkıp toprağa basıyorlar. Belki de ruhlarını farkında olmadan iyileştiriyorlar.

Çünkü toprağın insana verdiği şey sadece yetiştirdiği domates, biber, portakal ya da zeytin değil. Toprak insana beklemeyi, sabretmeyi ve emek vermeyi de öğretiyor.

Bir tohum ekiyorsunuz. Her gün gidip bakıyorsunuz. Suluyorsunuz. Büyümesini bekliyorsunuz. Sonra bir gün küçücük bir filiz görüyorsunuz. O küçücük filiz aslında insana çok büyük bir şey hatırlatıyor: Hayat hâlâ devam ediyor.

Günümüz dünyasında ise hayatımızın büyük bir kısmı betonların arasında geçiyor. Yüksek binalar, asfalt yollar, kapalı ofisler, telefon ekranları, bilgisayarlar, sürekli yetişme telaşı…

Oysa burada, Muğla’da manzara biraz farklı.

Yüksek binaların arasında kaybolmak yerine bir bahçeye çıkabiliyorsunuz. Bir ağacın altında oturabiliyorsunuz. Elinizi toprağa değdirebiliyorsunuz. Bahçenizde yetişen bir domatesi dalından koparıp yiyebiliyorsunuz.

Hatta büyük bir tarlanız olmasına bile gerek yok. Bir saksıya diktiğiniz küçücük bir çiçek bile yeter. Onu sulamak, yapraklarını kontrol etmek, yeni bir tomurcuk verdiğini görmek, çiçek açtığında sevinmek…

Bunların hepsi insanın ruhuna iyi gelen küçük ama değerli şeyler. Belki de ihtiyacımız olan mutluluk, düşündüğümüz kadar uzakta değildir.

Bazen bir tatil, pahalı bir eşya, kalabalık eğlenceler ya da büyük değişiklikler arıyoruz. Oysa belki de ihtiyacımız olan şey; sabah kapıyı açıp dışarı çıkmak, temiz havayı içine çekmek ve birkaç dakika toprağa dokunmak kadar basittir.

Muğla’da insanların daha sakin görünmesinin sebebini artık sadece denizde, güneşte veya güzel havada aramıyorum. Belki de insanı insan yapan şeylerden birine hâlâ yakınlar:

Toprağa.

Çünkü toprak sadece sebze ve meyve yetiştirmiyor. Bazen insanın içindeki huzuru da yeniden yetiştiriyor.

Belki de bu yüzden zaman zaman telefonumuzu bir kenara bırakıp, ayakkabılarımızı çıkarıp toprağa basmalıyız. Bir çiçeği sulamalı, bir ağaca dokunmalı, bahçeyle uğraşmalı, bir tohum ekmeli…

Ve hayatın bütün gürültüsünden birkaç dakika uzaklaşıp kendimize şunu hatırlatmalıyız: Toprakla bağımızı kaybettikçe, belki de kendimizle olan bağımızı da kaybediyoruz.

Oysa bazen ruhun ihtiyacı olan şey çok basittir: Biraz toprak, biraz temiz hava ve biraz sessizlik… Çünkü toprağa dokunmak, belki de ruhuna dokunmanın en eski yollarından biridir.

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *