Yazın En Büyük Tuzağı Sizce Hangisi?
Deniz, kum, güneş... Yaz mevsimi hepimize özgürlüğü ve tatili çağrıştırıyor. Ama bazen en güzel görünen şeyler, en büyük tuzağa dönüşebiliyor. Ben mesela güneşle olan ilişkimi bir türlü ayarlayamıyorum. "Birazcık bronzlaşayım." diye başlıyorum, gün sonunda kendimi kıpkırmızı, yürüyen bir ıstakoz olarak buluyorum.
Muğla kazan, biz kepçe... O koy senin, bu koy benim geziyoruz durmadan. Yaz sıcakları iyice bastırdı. Deniz bizi.çağırıyor... Ben de Köyceğiz'de yaşayan biri
Ama itiraf edeyim…
Her yaz aynı hatayı da yapıyorum.
"Daha ilk günlerden biraz bronzlaşayım" diye güneşe çıkıyorum. Sonrası mı? Kıpkırmızı bir cilt, yanık acısı ve "Bir daha asla!" sözleri…
Tabii bu sözlerin ömrü en fazla birkaç gün sürüyor.
Çünkü biz insanlar ilginç varlıklarız. Özellikle yazın... Tehlikeyi biliyoruz ama yine de "Bu sefer bir şey olmaz." diye düşünüyoruz. Güneş kremini ihmal ediyor, şapkayı çantada unutuyor, öğle sıcağında saatlerce güneşin altında kalıyoruz.
Sonra da aynada kendimize bakıp şaşırıyoruz.
Oysa şaşırılacak ne var?
Güneş işini yapıyor.
Asıl ilginç olan, bizim her yıl aynı senaryoyu yeniden yazmamız.
Uzman sosyolog gözüyle baktığımda bunun sadece güneşle ilgili olmadığını düşünüyorum. İnsan, hayatın pek çok alanında aynı davranışı sergiliyor. Sonucu bildiği halde risk alıyor. "Bu kez farklı olur." diye umut ediyor. Bazen aşkta, bazen işte, bazen de güneşin altında…
Belki de insan olmanın en belirgin özelliklerinden biri bu; deneyimlerinden tamamen vazgeçememek.
Ama kabul edelim, güneş konusunda biraz daha akıllı olmak şart.
Çünkü güneş kremi, şapka ve gözlük artık sadece birer aksesuar değil; yazın en önemli kurtarıcıları.
Ben yine de denizden, kumdan ve güneşten vazgeçemem.
Peki siz…
Sizce yazın en büyük tuzağı ne?
