Köyceğiz’in Kalbinden: Dünyayı İlmek İlmek Ören Ellere
Köyceğiz’in sakin sabahlarında, gölün üzerindeki sis yavaşça dağılırken kıyıda nasırlı elleriyle ağlarını onaran kadınları, pazar tezgahlarında kendi yetiştirdiği narenciyenin kokusunu taşıyan anaları görürsünüz. İşte o an, Mustafa Kemal Atatürk’ün o meşhur sözü sadece bir cümle olmaktan çıkar, bir hakikate dönüşür:
"Dünya üzerinde gördüğünüz her şey kadının eseridir."
Bu söz, sadece bir övgü değil; medeniyetin, estetiğin ve yaşamın kaynağına tutulmuş bir aynadır. Köyceğiz’den bakınca bu eseri daha net görürüz. Toprağın bereketinde, evlerin huzurunda ve geleceği şekillendiren çocukların bakışlarında hep o vakur kadın dokunuşu vardır.
Bir Portre, Bin Hikaye
Kadın, bir toplumun sadece yarısı değil, o toplumun mimarıdır. Bugün modern dünyada teknolojiden sanata, tarımdan akademiye kadar her alanda yükselen değerlerin temelinde; sabır, şefkat ve bitmek bilmeyen bir üretme azmi yatar.
Üretim: Tarlada tohumu filize dönüştüren emektir.
Zarafet: Hayatın kaba yanlarını incelten bir bakış açısıdır.
Gelecek: Yarının dünyasını bugünden eğiten disiplindir.
Zamanın Ötesinde Bir İz
Atatürk bu cümleyi kurarken, kadının toplumsal hayattaki yerinin sembolik bir figürden ziyade, kurucu bir irade olduğunu vurguluyordu. Köyceğiz’in sığla ormanlarından dünyanın en kalabalık metropollerine kadar; nerede bir düzen, nerede bir güzellik varsa orada bir kadının parmak izi mevcuttur.
Bugün bizlere düşen, bu muazzam eserin kıymetini bilmek ve bu emeğin önündeki tüm engelleri kaldırmaktır. Çünkü biliyoruz ki, kadın güçlendikçe dünya daha yaşanılır, daha adil ve çok daha güzel bir yer olacaktır.
Toprağın Sırrı: Hatice Teyze’nin Elleri
Göl kenarındaki küçük bir bahçede, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Hatice Teyze’yi görürsünüz. Eliyle toprağı okşar gibi çapalar; her vuruşunda toprağa bir can, bir düzen verir. Köyün en çorak arazisini yıllar önce tek başına yemyeşil bir narenciye bahçesine çevirmiştir.
Bir gün torunu sorar: “Babaanne, bu kadar ağacı, bu kadar sebzeyi nasıl tek başına yetiştirdin? Yorulmadın mı?”
Hatice Teyze durur, nasırlı elini torununun yanağına koyar ve hafifçe gülümser: “Evladım, ben sadece ağaç dikmedim; ben bu eve huzur, sofraya ekmek, sana da bir gelecek diktim. Kadın elinin değdiği yer, çöl olsa gülistan olur. Biz bakmazsak, biz emek vermezsek bu dünya kuru bir taştan farksız kalır.”
O an torunu, okulda duyduğu o büyük sözü anlar: "Dünya üzerinde gördüğünüz her şey kadının eseridir." Çünkü Hatice Teyze’nin bahçesi sadece bir meyve bahçesi değil; sabrın, zekanın ve bitmek bilmeyen bir yaşatma arzusunun yaşayan anıtıdır.
